Bu Aralar #2(24-30 Nisan)

İlkinden sonra biraz ara vermiştim fakat şimdi geri döndüm. İsterseniz hemen bu hafta yaptığım şeylere bakalım. Bu hafta Dizi yok, Oyun ve Film var.

Oyun

-Yeni bir bilgisayar toplamam ile birlikte Mirror’s Edge Catalyst ve Mafia 3’e bakayım dedim. Fakat maalesef ikisi de beni hayal kırıklığına uğrattı. İkisi de güzel başlayıp aynı şeyleri yaptırmasıyla beni sıktı. İkisinin de mekanikleri güzel fakat bölüm tasarımları aşırı kötü. Birbirlerine benziyorlar aslında. Sadece Mafia 3’ün senaryosu güzel, Mirror’s Edge’in o da aşırı kötü.

-PlayerUnknown’s Battlegrounds oynamaya devam ederken Drawn to Death isimli Nisan ayının bedava PS Plus oyununa bakmayı da unutmadım. PUBG’den bahsetmeye gerek yok diye düşünüyorum. Drawn to Death ise fena gözükmüyordu fakat oyuncu bulma sorunlarından dolayı silip attım. Ayrıca hafta içerisinde biraz The Sims 4 de oynadım fakat artık ara verdim Sims’e. Yeni eklenti paketi çıkana kadar bakmayacağım. Belki o arada Vampires oyun paketini alırsam bakarım.

-Bunların dışında telefonda Strike of Kings oynadım 1,2 tur. Pek sarmadı ama hala telefonumda duruyor. 1,2 tur oynadığım diğer bir oyun ise Battlefield 1. Canım sıkıldığı için biraz oynayayım demiştim. Ve son olarak Little Nightmares ile What Remains of Edith Finch’i oynadım. Little Nightmares fena bir oyun gözükmese de bana pek hitap etmiyor o yüzden oynamayı düşünmüyorum. What Remains of Edith Finch’i ise oldukça beğendim zaten neredeyse bitirdim. Bu hafta herhangi bir oyun bitirmemiş olsam da Mirror’s Edge ve Edith Finch bir sonraki hafta bitmiş olacak.

Film

-Bu hafta tam 4 adet film izledim. Bunlardan sadece 1 tanesini daha önce izlemiştim, diğer 3’ünü yeni izledim. Öncelikle Guardians’ı aradan çıkarayım. Guardians 2’ye gideceğim için Guardians 1’i izledim. Guardians 2’nin incelemesini de bulabilirsiniz zaten. İzlediğim diğer iki filme gelirsem ilki Miss Peregrine. İsmi daha uzun aslında fakat kısalttım. Kendisi Tim Burton’ın filmi. Filmi beğenmedim. Çünkü yetişkin filmi olmamakla beraber bu filmi çocuklara izletirseniz bazı yaratık tasarımları çocuğu o gece uyutmaz. O yüzden çok arada kalmış bir film olduğunu düşünüyorum, beğenmedim.

-İkinci film ise The Girl on the Train. İşte bu film oldukça iyiydi. Miss Peregrine ile hayal kırıklığına uğramış olsam da bu film oldukça iyi bir filmdi. İlk başta biraz sıkıcı gelmişti fakat film ikinci yarısında çok daha farklı bir şeye dönüşüyor ve bu dönüştüğü şey en azından benim çok hoşuma gitti. Bu arada bu iki filmin de ayrı ayrı incelemesini yapmayacağım. O yüzden puanlarını hemen vereyim. Miss Peregrine bence 10 üzerinden 3 puanı hak eden bir filmdi. Çok kötüydü fakat en azından bazı yerlerde eğleniyordunuz. The Girl on the Train’e ise 10 üzerinden 8 veriyorum. Mükemmel bir film olmasa da izlemesi eğlenceli bir film olduğunu düşünüyorum.

Bir haftanın daha sonuna geldik. Unutmadan söyleyeyim. Bu yazılara yön verebilirsiniz. Nasıl mı? Bana film, dizi ve oyun tavsiyesinde bulunarak. Yorumlara yazarsanız sizlere en kısa zamanda geri dönerim. Bazı söylediklerinizi kabul eder, bazı söylediklerinizi etmeyebilirim. Çünkü elbette benim de bir oyun zevkim var. Mesela bana strateji oyunu önerseniz o oyuna bakmam çünkü strateji oyunları konusunda iyi değilim. Dediğim gibi önerilerinizi yorumlarda bekliyorum. Haftaya görüşmek üzere.

İnceleme: Guardians of the Galaxy Vol. 2

Galaksiyi ikinci kez kurtarmak için geri döndüler…

İlk film bana göre çok iyi olmasa da izlemesi eğlenceli bir filmdi. İkinci film için pek büyük bir beklentim yoktu. Daha çok post credits, yani jenerikte, yazılar akarken gelen sahneleri merak ediyordum. Fakat film beni mükemmel açılışıyla içine çekti ve güzel bir kapanışla bitirdi. Bu arada spoiler vermeyeceğim. Yani daha doğrusu verirken uyarı yapacağım. O yüzden şimdilik rahat rahat devam edebilirsiniz. Filme geri dönmem gerekirse dediğim gibi mükemmel bir açılış sahnesi var. Bu güzel açılış sahnesinden sonra ise heyecan bitmiyor. Ego ile karşılaşana kadar. Burada rahat davranacağım çünkü zaten bu fragmanda açık açık söylenmişti. Ego, Star Lord’un babası. Buradan sonra Ego’yu anlatmaya devam edersem spoilera gireceğinden şimdilik onu burada kesiyorum.

Karakterlerden devam edeyim öyleyse. Mantis, yani Ego’nun yardımcısı da oldukça güzel olmuş. Onun saflığını çok güzel anlatmışlar. Ve karakter gelişimi olarak da oldukça başarılı. Drax ile aralarındaki ilişki de tatlı olmuş. Şimdi ana ekibe geçelim. Star Lord bu filmde çok daha olgunlaştı ve çok fazla şey öğrendi. Zaten filmin en güçlü yanı karakterler ve onların arasındaki ilişki. Gamora da gene güzel işlenen karakterlerden. Kız kardeşi Nebula ile yaptıkları çatışmaları izlemek oldukça eğlenceliydi. O da çok gelişen karakterlerden bir tanesiydi. Hem Peter, hem de Nebula ile olan ilişkisini izlemek oldukça eğlenceliydi. Drax ise her zamanki Drax’ti. Fakat bu filmde çok daha fazla komikti ve Mantis ile ilişkileri hem çok garip, hem çok tatlı, hem de çok komikti.

Rocket ilk filmdeki kadar ön planda gelmedi bana. Biraz daha arkadaydı fakat zaten film Peter, Gamora ve Ego üçlüsüne odaklandığı için pek sorun yoktu. Baby Groot oldukça eğlenceli bir karakterdi. Onun da saflığını çok güzel aktarmışlar. Yondu, kesinlikle filmin parlayan karakterlerindendi. Peter ile olan ilişkilerinde biraz daha derine iniyorduk. Aynı zamanda diğer yağmacılar ile olan ilişkilerini de gördük. Nebula, çok önemli bir karakter değildi. Onunla ilgili tek önemli şey Gamora ile olan ilişkisiydi. Şimdi spoilerlı kısma geçeceğim. Eğer spoiler istemiyorsanız hemen yazının sonuna gidin.

Spoiler Başlıyor

Ego bence fena bir kötü karakter değildi. Belki en iyi değildi ama önceki filmin kötü karakteri Ronan’dan daha başarılıydı. Şu altın ırkın başındaki kadının tek amacı 3. filme yer alacak olan Adam Warlock karakterini yaratmaktı. Onu da post credits sahnelerinden birinde gördük. Bir başka post credits sahnesi ise Yondu’nun yanındaki çocuğun onun okunu kontrol etmeye başlamasıydı. Belli ki ekibe o da katıldı. Hatta Avengers: Infinity War’da da yer alacak. Stan Lee’nin sahnesi fena değildi. Watcher’ları görmemiz hoş bir sürpriz oldu. Groot’un büyüdüğü sahne de fena değildi. Son post credits sahnesinde ise yağmacıların grubunun toplandığını gördük. Bu da başka bir Guardians ekibine atıfta bulunuyormuş. Ama belki 3. filmde görürüz onları. Kim bilir?

Spoiler Bitti

Genel olarak toparlamak gerekirse film bence ilkinden daha başarılıydı. Mükemmel bir açılış sahnesi, güzel bir kötü karakter, güzel aksiyon sahneleri, çok iyi karakterler ve karakter ilişkileri ile ilk filmin çok daha ilerisine gitmeyi başarmış.

Artılar:

-Mükemmel Açılış

-Mükemmel Karakterler ve Karakter İlişkileri

-Fena Olmayan Bir Kötü Karakter

-Güzel Aksiyon Sahneleri

Eksiler:

-Bazı Oyuncular Harcanmış

-Post Credits Sahneleri Daha İyi Olabilirmiş

Son Söz: İlk filmden çok daha iyi bir devam filmi. Bunu başaran filmler azdır. Fakat bence Guaridans of the Galaxy Vol. 2 bunu başarmış. Eğer ilk filme bir puan verseydim büyük ihtimalle 7 verirdim. Fakat bu filme puanım…

Puan: 8/10

Gündemden #1: Call of Duty World War 2, PS Plus Mayıs Oyunları, Prey Demosu, Dirt 4 Oynanış

Gündemden programının ilk bölümüne hoş geldiniz. Bu programda konuşacağım 4 güzel haber var. Başlıkta zaten isimleri var. Hemen başlayalım.

PS Plus Mayıs Ayı Oyunları

Bu ay Alienation ve Tales from the Borderlands bizlere veriliyor. Sadece büyük PS4 oyunlarından bahsedeceğim. Yani bu ikisi. Açıkçası bu ay bence oldukça güzel oyunlar vermişler. Tales from the Borderlands’i almak istiyordum zaten. Böylece almayacağım. Alienation ise bildiğim kadarıyla co-op oynanabiliyor. Onu da co-op oynarım. Bir şekilde idare ederim. PS Plus umarım gelecek ay da böyle devam eder. Bekleyip göreceğiz.

Prey Demosu Çıktı

Prey demosu çıkışını yaptı. 1 saat boyunca oyunu oynayabiliyorsunuz. Hemen şu an indirip oynamaya başlayabilirsiniz. Ya bu haftaki Bu Aralar, ya da sonraki Bu Aralar’da kendisini görebilirsiniz zaten. Daha indirmedim. Oynayınca, bir inceleme bile yazabilirim.

Dirt 4 Oynanış Videosu

Dirt serisi benim en sevdiğim yarış oyunu serisi. 2’yi severim, 3’ü de severim. Rally’i oynamadım. Showdown’ı ise aldım, bir ara oynayacağım. Evet biraz uzak kaldım ama gene de seviyorum. Videoda çok bir şey yok fakat beni gaza getirmeye yetti. En yakın zamanda Showdown ve Rally’i oynayacağım.

Call of Duty World War 2 İlk Fragman

Oynanıştan görüntü görmesek de COD WW2’den ilk video geldi. Senaryo moduna yüklenecekler gibi duruyor. Multiplayer modunda ise bazı yenilikler var. Serinin fanı değilim fakat her oyunu oynadığım gibi bu oyunu da oynayacağım.

Ve ilk bölümün sonuna geldik. Bakalım 2. ne zaman gelecek? Ayrıca yarın ya da Cumartesi günü güzel bir incelemeyle karşılaşacaksınız. Ne olduğunu söylemeyeceğim fakat bir film incelemesi desem yeter galiba. Tahminlerinizi yorumlara bekliyorum.

Yeni Haftalık Program

Bir yazı daha paylaşmıştım hatırlarsanız. Fakat konsepti düşününce kendimi sınırladığımı fark ettim. O yüzden yeni programı hızlıca açıklıyorum. Yeniden başladığımda Cuma ve Cumartesi Lise Hayatı. Pazar Bu Aralar ve geri kalan günler istediğim şey. Yeni bir konsepte başlayacağım Gündemden isimli. Onda her şeyi konuşabileceğim ve onun sınırı olmayacak. Saat başı bir tane bile gelebilir. Belli olmaz.

Neden Yoktum?

2 hafta boyunca Bu Aralar gelmedi. Kendisini haftalık yapmaya falan karar verdim ama bölüm yazmadım çünkü sınavlarım vardı. Fakat artık geri döndüm. Yarın olmayacak ama bir sonraki haftadan itibaren har Pazar günü Bu Aralar gelecek. Farklı kitaplar da gelecek. Lise Hayatı için 4 bölüm daha yazdım buraya koymadım. Onları en yakın zamanda koyacağım. Ve ayrıca Lise Hayatı’na ara verdim. 12 Mayıs’ta geri döneceğim(Lise Hayatı’na)

Bu Aralar #1(3-9 Nisan)

Yepyeni bir konsept ile karşınızdayım. Her hafta sonu Pazar günü o hafta en çok sevdiğim ve vakit geçirdiğim oyun, film ve diziden bahsedeceğim. İsterseniz hemen başlayayım.

Oyun

Bu hafta oyun bakımından en büyük şey Watch Dogs 2 almamdı. Oyunu hala çözmeye çalıştığım için şimdilik bahsetmiyorum fakat kendisinin bir ilk bakışını yazdım. Aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz. Onun dışında bu hafta Minecraft: Story Mode’un ilk üç bölümünü bitirdim. Geri kalan zamanlarda mobil oyunlar oynadım. Oynadığım mobil oyunlar ise merak edenler için Uphill Rush ve City of Love’dı. İkisini de seviyorum, oynamaya da devam edeceğim.

Dizi

Bu hafta film izlemediğimden film kısmını direk geçtim. Dizi konusunda ise güzel bir performans sergiledim. Game of Thrones’un 6. sezonunu bitirdim mesela. Artık 7. sezon için hazırım. Ve onun dışında Pretty Little Liars’a başladım. Şu anda 7 bölüm izledim ve tahmin edersiniz ki ilk sezondayım. Dizinin oldukça güzel ilerlediğini düşünüyorum ve devamı için meraklıyım.

 

Şimdilik bu kadar. Her hafta bu yazıdan 1 tane gelecek. Umarım konsepti beğenmişsinizdir. Görüşmek üzere.

10: Oyun Başlıyor(Lise Hayatı)

Sıla

29 Ekim Cumartesi

-Sana iki seçenek sunuyorum. Ya 45 oyun oynarsın, ya da 15 oyun oynarsın. Bu senin seçimin. Fakat 15 oyun biraz daha riskli. Çünkü oradaki oyunların süre sınırı var. Seç.

Sıla biraz düşündü. Bu kendisinin ve arkadaşlarının hayatını etkileyebilirdi. Geri mesaj yazdı:

-15 oyun.

-Güzel bir seçim. O zaman ilk oyununu söylüyorum. Melek’in odasına git, odaya gir. Kendisinin bilgisayarını camdan aşağıya at.

-Ne?

-Zaman başladı. 20 dakikan var.

-Bu şaka mı? Odası kilitlidir. Nasıl gireceğim?

-Bilmem. Zaman akıyor. Tik, tak, tik, tak.

Sıla hemen odasından çıktı ve Melek’in odasına gitti. Aynı kattaydı odaları. Hatta aynı tarafa bakıyorlardı. Fakat aralarında 2 oda vardı. Kapıyı açmaya çalıştı. Elbette kilitliydi. Melek evine gitmişti. Melek’in oda arkadaşlarını da bilmiyordu. Aklına bir fikir geldi. Kendi odasının penceresinden Melek’in odasına ulaşabilirdi ve pencereden girebilirdi. Odasına koştu. Kapısını kilitledi. Ve pencereyi açtı.

3. katta olması pek yararlı değildi. Oldukça yüksekti. Düşerse bacağının kırılması garantiydi. Bir mesaj geldi:

-Bir parmak. Unutma.

Sıla pencereye çıktı. Küçük bir çıkıntı vardı. Orayı tuttu. Ve yavaş yavaş sağa doğru ilerledi. Fakat diğer odanın penceresinin olduğu yerde çıkıntı bitti. Pencerenin öbür tarafından devam ediyordu çıkıntı. Oraya zıplayabilirdi. Ama değer miydi? Kolları yorulmuştu. Geri dönüş yok diyerek atladı. Tutmayı başardı. Biraz daha ilerledi. Gene bir pencere vardı. Ama bu sefer pencerenin öbür tarafındaki çıkıntının başı kırıktı.

Pencerenin üstünde bir çıkıntı vardı. Orayı tutabilirdi. Denemek zorundaydı. Kendini biraz yukarı kaldırdı ve tuttu. Azıcık sağa kaydı. Atlaması gerekiyordu. Kendini gene sağa doğru ittirdi. Bir öncekinde duvardan güç almıştı. Bu sefer pencereden güç aldı. Fakat pencere kırıldı ve Sıla’nın ayağı cama değdi.

Alttaki çıkıntıyı tutmuştu ve sonunda olması gereken yerdeydi. Fakat bacağı kanıyordu. Ve camın kırıldığını elbette fark edeceklerdi. Cam sol bacağını kesmişti. Çok büyük bir kesik olmasa da biraz derinden kesmişti. Ve oldukça acıyordu. Hızlıca sağa doğru ilerledi. Melek’in odasının penceresine gelmişti. Ama pencere kilitliydi!

Camı kırması gerekiyordu. Pencerenin üstündeki çıkıntının sonu sarkıyordu. Kopmak üzereydi. Sıla kendisini biraz yukarı itti ve o parçayı tuttu. Çekip yerinden çıkardı. Bu biraz ses çıkartacaktı ama bunu yapmalıydı. O parça ile camı kırdı. Hızlıca içeri girdi. Melek’in dizüstü bilgisayarı masanın üzerindeydi. Kendisinin dizüstü bilgisayarı daha piyasada bile olmayan Macbook Pro’ydu. Babası ünlü bir iş adamı olduğundan bu doğaldı. Her ne kadar biraz içi gitse de bilgisayarı tuttu ve kırdığı camdan aşağıya attı.

Hemen bir mesaj geldi:

-İlk oyunu başarıyla tamamladın. Melek buna çok kızacak. Dua et de senin yaptığını anlamasın. Bu okuldan atılmana bile sebep olabilir. İkinci oyun için beklemede kal.

Sıla biraz sevinmişti. Fakat işi hala bitmemişti. Kanayan bir bacağı ve çıkması gereken bir oda vardı. Yedek bir anahtar olmalıydı. Çok aramasına gerek kalmadı. Askılıktaydı. Aldı ve kapıyı açtı. Anahtarı da yanına aldı. Ve odadan çıktı.

Yarım Saat Sonra…

Sıla’nın yaralarını sarması bitmişti. Kendini daha iyi hissediyordu. Telefonuna bir mesaj geldi. Bu mesaj Selim’dendi:

-İyi misin?

-Evet.

-Bir anda çıktın. Ne oldu? Seni merak ettim.

-Bir şey olmadı. Sadece Murat için endişelendim.

-Seni anlıyorum? Fakat onun suçlu olmadığına gerçekten emin misin? Onu o kadar iyi tanıyor musun ki?

-Suçlu o olsa bile birileri onu kaçırmış. Ve yardıma ihtiyacı var.

-Evet olabilir fakat ona nasıl yardım edebilirsin?

-Bilmiyorum ben de. Sanırım yapabileceğim tek şey beklemek.

-Bazen zaman kendi kendine her şeyi çözer. Sadece beklemek gerekir.

-Bunu da çözer mi?

-Onu ben de bilmiyorum.

-Neyse.

-Neyse. Bahçede buluşalım mı?

-Biraz yalnız kalmam gerek.

-Peki.

Sıla’ya başka birinden mesaj geldi:

-Murat burada kendini parçalıyor. Ondan ayrılmanı istiyor. İkinci oyun başladı. 20 dakikan var. Selim’den ayrıl.

-Ne?