2017’de Unutmadıklarım #1: 9 Seneden Sonra(Crash Bandicoot N Sane Trilogy)

Ve geldik o ana. 2018’e girmemize 3 saatten daha az bir süre kaldı. Benim de 2017’de en çok unutamayacağım şeyi açıklama vaktim geldim. En son ana oyunu 2008’de çıkan, Dünya’daki en sevdiğim oyun serisi Crash Bandicoot’un geri dönüşü. Crash Bandicoot N Sane Trilogy…

İlk ön sipariş ettiğim oyun olmasıyla da öne çıkan Crash Bandicoot N Sane Trilogy, benim için çok farklı bir şey anlam ifade ediyordu. En son oyunu 2008’de çıkmış bir seri için ölü seri derler. Crash’e de öyle diyorlardı. Ama Crash, E3 2016 Sony konferansındaki duyurusuyla geri döndü! Ardından PSX 2016’da gördüğümüz oynanış videosuyla beni resmen çılgına döndürdü. Ve 120 TL verdiğime zerre pişman değilim. Crash geri döndü! Çok daha iyi grafiklerle, eski halini kaybetmeden. 3 tane oyunu içinde bulunduran bu dev paket şimdilik PS4’e özel. Ve umarım da öyle kalır. Birkaç sızıntı olmuştu çünkü.

Burada neden sadece PS4’e özel kalmasını istiyorsun diyebilirsiniz. Çünkü Crash serisi, Multiplatform olduğunda bozdu. O yüzden 80 tane konsola çıkmadan başladığı yerde kalsa oldukça güzel olur. Ve böylece, bir yazı serisinin daha sonuna geldik. 2018’de çıkacak oyun ve filmler, En Çok Beklediğim Filmler, En Çok Beklediğim Oyunlar gibi yazılar gelecek. Ayrıca birkaç küçük şey daha var 2018’de yapmak istediğim. Site ile ilgili olarak elbette. Şimdiden Yeni Yılınız kutlu olsun. Umarım ölüm olmadan, üzüntü olmadan, sadece mutluluk dolu bir sene geçiririz. Umarım sene boyunca hiç üzülmez, hep gülersiniz. Umarım sevdiklerinizle birlikte olur, iyi vakit geçirirsiniz. Umarım, eğlenmek için oyun oynarken, film izlerken, dizi izlerken, öte yandan da hayatınızda hiç duymadığınız, hiç bilmediğiniz bir şeyler öğrenirsiniz.

Ama en büyük isteğim, kesinlikle mutlu bir sene geçirmeniz, geçirmemiz. Umarım, sene boyunca, suratınızdaki tebessüm hiç eksilmez…

Horizon: Zero Dawn Günlükleri #2: Belli ki Uzun Sürecek

Horizon: Zero Dawn’ı oynamaya devam ediyorum. Evet ilk yazıyı yazalı 9 gün geçti ve o yazıda 2 saat oynadığımı söylemiştim. Şu anda da 7 saat oynadığımı düşünürsek 9 günde anca 5 saat mı oynayabildin diyebilirsiniz, bir yerde takılıp orayı geçememiştim, bu yüzden de sinirlenmiştim. Sonunda tekrar deneyip geçmeyi başardım o yüzden artık devam ediyorum. Amacım yarı yıl tatiline girmeden oyunu bitirmek ki çok zor bir şey olmasa gerek. Değil mi?

Oyunu 5 saat daha oynadım ve düşüncelerim çok da değişmedi. Eğlenceli bir oyun gibi ama çok tekrar edecek gibi de duruyor. Tam olarak ne hissettiğimi bilemiyorum oyun hakkında. Bir tarafı beni tutarken, bir tarafı da itiyor. Oyunda sadece ana görevlere odaklanmıyorum. Hatta gördüğüm her yan görevi yapıyorum diyebilirim. Yan görevler oldukça hoşuma gitti çünkü kötü veya sıkıcı da olsa bir hikayeleri ve karakterleri var. Ayrıca her saniye olmasa da yeni yeni düşmanlar görmek hoşuma gidiyor. Bir de en son garip bir yere girdim. İsmini tam hatırlayamıyorum yan görevin ama robotların yapıldığı bir tesise benziyor. Baya hoşuma gitti orasının tasarımı da.

Peki beni sıkan ne? Düşmanlar genellikle çok zor ölüyorlar ve oyunda yeterince çeşitlilik yok gibi. Sürekli ok yapıp birini gözünden, birini sırtındaki tüplerden vuruyorum ve öldüklerinde de gidip üzerlerinden çıkan şeyleri toplayıp gene ok yapıyorum. Ayrıca oyun o kadar dolu gözüküyor ki ne yapmam lazım, hangi sırayla yapmam lazım falan oldukça kafam karışıyor. Öte yandan Skill ağacının ne gibi bir etkisi olduğunu çözemedim. Öyle çok ilginç bir yetenek göremedim çünkü. Ayrıca oyunda sürekli aynı yerlerden geçtiğimi hissediyorum. Yan görevler için bir oraya bir buraya koştururken aynı yerlerde aynı robotları aynı şekilde öldürüp içinden çıkan aynı şeyleri toplayıp tekrar aynı şeyleri yapmak için aynı silahların mermilerini üretiyorum. Çok fazla aynı dediğimin farkındayım, bilerek yaptım elbette.

İşte o aynı kelimesinin geçtiği cümle yüzünden oyun arada 40,50 hatta belki de 60 saat boyunca aynı şeyleri yapacağımı düşünüyorum ki bu hoş bir şey değil. Ayrıca bunun bir de DLC’si var. Onda da mı aynı şeyleri yapacağım? Dediğim gibi bilemiyorum. Daha fazla oynamam lazım. Büyük ihtimalle 12,13 saat olduktan sonra 3. günlük yazısını yazarım. 15. saati de bekleyebilirim. Neyse onları ben düşünürüm. Kısacası oyun eğlenceli gidiyor ama arada sıkılıyorum ki bu da oyunun devamı için beni çok umutlandırmıyor.

Perdenin Arkası – The Last Door Season Two Değerlendirmesi

The Last Door’un ilk sezonundan hatırlarsanız bahsetmiştim. Kısaca özetlemem gerekirse bulmacaları beni çok sıksa da hikayesi hiç de fena değildi. Ama ilk sezonun sonunda, ikinci sezonda görüşürüz diye bitmesiyle hayal kırıklığına uğramıştım. Tabii durum böyle olunca ilk sezonu bitirir bitirmez ikinci sezona geçtim. İşte düşüncelerim…

Öncelikle ilk sezonla ilgili Spoiler vermeden ikinci sezonun hikayesini anlatayım. İlk sezonun ikinci bölümünde ana karakterimiz Devitt, bir terapiste derdini anlatıyordu. Daha sonra bu terapiste gitmiyordu. İlk sezonun son bölümünde gittiği terapistin, en yakın arkadaşını alıp Devitt’i aradığını görüyorduk. Ve ikinci sezonda aslında bunu anlatıyor. Devitt’in terapisti JohnWakefield ve Wakefield’ın en iyi arkadaşı Johan Kaufmann, Devitt’i arıyorlar. Tüm oyunun olayı aslında bu. Hikaye ve karakterler ilk oyun gibi gene iyi. Bu sefer bitirdikten sonra biraz Wiki’den araştırdım ama. Herhalde İngilizce olduğundan bazı şeyleri kaçırdım. Ayrıca ana karakter olarak Devitt daha çok hoşuma gidiyordu.

Hikaye kısmını bitirdikten sonra gelelim oynanışa. Bu sefer yeniliklerden ve değişikliklerden bahsedeceğim. Öncelikle ara yüz biraz değiştirilmiş ve oyuna Open World eklenmiş. Yani Open World derken bir Episode’da, farklı mekanlara gidebiliyorsunuz. Bu da elbette ki bölümlerin süresini çok uzatıyor. En az 50 dakika, en fazla 2 saat sürüyor bölümler. Ve zaten ilk oyunda bulmacalarda zorlanan ben, bir de A yerinden aldığın şeyi B, C ve D yerlerinden aldığın şeylerle birleştirip E yerinde kullan tarzı şeyler çıkınca direk tam çözümü kullandım. Hiç beceremedim. Bunların dışında gene aynı oynanışa sahip. Şimdi bölüm bölüm inceleyeyim.

Bölüm 1: The Playwright

İkinci sezonun ilk bölümü, en sevdiğim bölüm olabilir. Çünkü tam dengede bir bölüm. Bulmacalar normal düzeyde, çok geniş alanlar yok, bulmacaların olduğu gibi hikaye de güzel ilerliyor. İlk bölüm, sezondaki en sevdiğim bölüm oldu gene.

Bölüm 2: My Dearest Visitor

İkinci bölüm, koskoca bir malikanenin yanında 2,3 büyük yer de barındırıyor ve sonu hariç tamamen bulmaca üzerine. Resmen o malikane kısmında zombiler ve aksiyon olmadan Resident Evil oynuyor gibi hissettim. İlk oyundan bahsediyorum elbette. Ve hiç güzel bir duygu değilmiş. Aşırı sıkıldığım, en sevmediğim bölüm oldu.

Bölüm 3: The Reunion

Ah, koskoca malikane ve 2,3 yer yetmediyse, al sana 6 tane yerden oluşan kocaman bir ada veriyorum gezmen için diyor sevgili 3. bölüm. Ve bu bölümden ikincisi kadar nefret etmememin tek sebebi hikayeye biraz daha önem vermesi ve daha kısa sürmesi. Yoksa 3. bölüm de çok fena.

Bölüm 4: Beyond the Curtain

Ve son bölüm, epik olmasını beklemiştim. Ama öyle çıkmadı. Fakat bulmacalardan çok hikaye görmemiz beni oldukça şaşırttı. Ayrıca sonunda olaylar açığa çıktı ve yaptığınız seçim ile iki farklı sona çıkmanızla da çok tatlı bir final yaptı. Çok daha iyisini beklerdim, ama ilk sezonun finalinden kesinlikle daha iyi.

Sonuç olarak 2. sezonu, ilkinden daha a sevdim. Hala oldukça güzel bir hikayeye sahip ve oynayanlarını mutlu edecektir ama bu sezon ile benim oyun zevkimden uzaklaştıklarını düşünüyorum. Bu arada, 2. sezonda tüm hikaye bitiyor mu diye sorabilirsiniz. Şöyle ki hikayeyi bitirebilecek kadar şey açıklanıyor ve öyle bir noktada da bitiriliyor. Fakat açıklanmayan ufak tefek şeyler var ki yapımcılar da bununla birlikte 3. sezona ilerleyebiliriz diyorlar. Fakat 3. sezonun olup olmayacağı kesin değil ve şu anda öyle bir planları da bildiğimiz kadarıyla yok.

Puan: 6.5/10

2017’de Unutamadıklarım #2: Hawkins’e Dönüş(Stranger Things 2. Sezon)

Stranger Things’in ilk sezonu beni gerçekten büyülemişti. İlginç hikayesi, mükemmel oyunculukları ve karakterler ile aranızda oluşan bağ, beni gerçekten çok etkilemişti. İkinci sezonu ise çok, çok fazla bekledim. Fragmanlarını 10,15 kere izledim, ilk sezonu tekrar izledim, neredeyse her gün arkadaşlarımla konuştum vs. vs. Ve her ne kadar ilk sezon kadar iyi olmasa da 2. sezonu da oldukça sevmiştim, ve 2017’de kesinlikle unutamadıklarım arasında olacak. Bu arada biliyorum, Enes Batur’un filminin fragmanı çıktı, üzerine bahsetmek bile istemiyorum, ne düşündüğümü tahmin ediyorsunuzdur.

Evet, öncelikle ikinci sezon, ilkinden daha fazla bölüm sayısına sahip. İlk sezon 8 bölümken, ikinci sezon 9 bölüm. Bunun yanında diziye birçok yeni karakter eklenmiş ve hiçbirini ana ekip kadar sevemesem de kötü olduklarını düşünmüyorum. İkinci sezon ile ilgili en büyük sorunum tamamen gereksiz olan 7. bölüm ve çok daha düz ilerleyen bir senaryoya sahip olması. Düz derken, ilk sezonda çok daha değişik şeyler oluyordu. Örneğin o ışıklarla konuşma sahnesi herhalde benim favori sahnem. İkinci sezonda öyle bir şey yoktu. Ayrıca dediğim gibi 7. bölüm maalesef hiç ilgimi çekmedi, ve tüm bölümün sadece bir konuya ayrılmış olmasından dolayı 7. bölümde acayip baydım.

Ama bu iki etken dışında senenin en iyi dizilerinden diyebilirim. Burada Dark mı yoksa bu mu diye bir soru da sorabilirsiniz. Çünkü onu çok sevdiğimden bahsettim. Açıkçası Dark, ikinci sezondan daha iyi olsa da Stranger Things’in 1. sezonunu sanki daha çok seviyorum. Aman neyse, hepsini seviyorum işte. Enes Batur filmini, hayır.

Ormana Hoşgeldin – Jumanji: Welcome to the Jungle Değerlendirmesi

Hafta sonu bir filme mi gitmek istiyorsunuz? Nasıl bir film? Animasyon falan değildir büyük ihtimalle. Peki ya romantik film? Aranız yok mu? Aksiyon filmi, zaten sinemalarda yok. E o zaman komediye mi gitmek istediniz? Maide’nin Altın Günü’ne gidin!

Şaka şaka. Maide’nin Alın Günü’ne falan gitmeyin. Yani, merak ediyorsanız gidin tabii ki ama benim ilgimi çeken bir şey değil. Peki neye gidin? Alın buyurun Jumanji’ye gidin. Hikayeden başlayayım klasik. 4 liseli çocuk, cezaya kalıyorlar. Cezada depo gibi bir yeri temizlemeleri isteniyor. Ve burada bir Atari ile Jumanji adlı bir oyunun kartuşunu buluyorlar. Karakterlerini seçiyorlar ve bir anda oyunun içine giriyorlar ve seçtiği karakterlere bürünüyorlar. Ve oyundan çıkmanın tek yolu da Jumanji’nin lanetini kaldırmak. Onun için de bir taşı, bir heykele götürmeleri gerekiyor.

Yani film aslında bir video oyunun içinde geçiyor. Ki çok az olmalarına rağmen bu gerçek hayat kısımlarındaki göndermeler hoştu. Tabii filmi Sony yaptığı için PS4’tür, etrafta Uncharted afişleridir falan tonla var. Hazır buraya girmişken hemen beğenmediğim bir şeyi söyleyeyim. Gerçek hayatı toplam 5 dakika falan görüyoruz. Çok az. Karakterlerin düşüncelerini falan hemen anlıyorsunuz çünkü klasik tipler ama onları biraz daha tanımak isterdim.

Ama öte yandan oyunun içindeki kısma gelirsek, oyuncuların mükemmel olduğunu söyleyebilirim. Filmin başrolünü Dwayne Johnson olarak görebilirsiniz ama kesinlikle değil. Yanlış anlamayın, çok büyük bir rolü var, ve başrol oymuş gibi davranılıyor. Ki zaten kendisi deneyimli, bu filmde de oldukça iyi bir iş çıkartmış. Ama filmin başrolü kesinlikle Jack Black. Çünkü kendisi aslında en zor role sahip. Gerçek hayattaki bir kızın oyundaki karakteri erkek oluyor. Yani gerçek hayatta kızken, oyunda bir erkeğe dönüşüyor. İşte o erkeği de Jack Black oynuyor. Ama tip, gerçekten harika.

Adamın oyunculuğunda hiçbir eksi göremedim. Adam sanki bu rolü oynamak için doğmuş. Şimdi hakkını vermek lazım, kendisi zaten her filminde rolünü çok kabullenen ve iyi işler çıkaran bir oyuncu. Ama bu filmle de onu tekrar göstermiş, belki bir çok kişi için de kanıtlamış. Ne diyebilirim bravo. Diğer oyuncular da aynı şekilde iyiler. Ama tabii hiçbiri Jack Black değil. Madem Jack Black diyoruz, o zaman filmin ne kadar komik olduğuna gelelim. Film, çok komik. Gerçekten baya komik. Espriler gene bir kadının erkek bedeninde olmasından dolayı Jack Black’in karakterinden gidiyor genelde ama dediğim gibi oyuncular iyi olduğu için hiç sıkmıyor.

Film aksiyon açısından da fena değil. Zaten çok yok, olanlar da genelde komedi üzerine. O yönden çok bir şey beklemeyin. Aslında olay beklentide zaten. Filme eğlenceli ve komik, bana güzel bir zaman geçirtecek bir film gözüyle bakabilirseniz, zaten filmden oldukça memnun ayrılacaksınız. Puan belki bazılarınıza yüksek gelebilir, eğer sinema falan okuyorsanız tabii ki siz daha a vereceksiniz. Ama ben öyle teknik şeyleri çok bilmediğimden dolayı ne kadar eğlendiğime göre puan veriyorum. Kesinlikle izlenmesini tavsiye ederim. Ayrıca son olarak, film, orijinal Jumanji’ye hiç benzemiyor ve zaten çok küçük bir yerden bağlanıyorlar. Ama baya küçük.

Puan: 7/10

2017’de Unutamadıklarım #3: Yılın En Büyük Hayal Kırıklığı(Spider-Man Homecoming)

Gene Spider-Man’den gidiyoruz. Ama bu sefer senenin en büyük hayal kırıklığından bahsediyorum. Tabii ki benim için. Civil War’da Spider-Man’i gördükten sonra gerçekten zevkten dört köşe olmuştum ve Homecoming için dayanılmaz bir beklenti vardı içimde. Sonra fragmanları çıkmaya başladı, benim heyecan arttı. Sonra film bir çıktı, çok komik, çok eğlenceli, en iyi Spider-Man filmi falan filan, filme bir gittim, yok.

Film olmamış. Yok yani, hiçbir şey yok. Zaten film, ikinci haftasında gişede %50’den fazla düşüş yaşadı. Ki bunun hem Marvel, hem de bir Spider-Man filmi olduğunu düşünürseniz burada bir şeyler yanlış. Benim tahminim büyük ihtimalle filme önceden giden birçok eleştirmen ve site, üzgünüm ama para aldı. İlk haftada film bir coştu. Ama bu coşkudan sonra gelip arkadaşlarına, internette falan film o kadar iyi deyince normal seyirci, insanlar olayı çözdü ve filme gitmedi. Sen de çok komplo teorisi üretiyorsun diyebilirsiniz ama açın bakın lütfen ilk üçleme mi, yoksa bu mu? Civil War’daki iyi ona lafım yok ama Homecoming, olmamış.

Vulture karakteri iyi, oyuncular iyi falan ama, komik mi? Hayır. Doğru düzgün aksiyon var mı? Pek sayılmaz. Eee, geriye böyle bir filmde ne kaldı ki? Lise hayatını çok güzel yansıtıyormuş. Valla mı? Amerika’daki liselerle buradaki liseler aynı mı acaba bu yorumlara yapan sayın basın mensupları. Neyse, şimdi olay çıkacak. Kısacası film kötüydü. Beğenmedim, yılın da en büyük hayal kırıklığı oldu.

Yazdığım 201. Konu!

Evet normalde 200. konu için yapacaktım ama olsun. Sitedeki 201. konu oldu bu. Ama açık konuşayım, Nisan’da açılan bir site için 9 ay sonra 201. konuya ulaşmak çok güzel değil. Ama zaten sizin de bildiğiniz gibi son zamanlarda çok daha fazla yazı koyuyorum. Neyse, yazmam gereken farklı şeyler var. Ama dediğim gibi, 201. konu oldu! Yeeeeeeeey!